Attila İlhan 1948 yılında üniversite 2. sınıftayken Paris’e gider. Bu seyahatten sanatı ve şiiri derinden etkilenir. Paris’te Ermeni asıllı Fransız olan Maria Missakian ile tanışır. Birlikte gezerler ve Türkiye’den konuşurlar, çünkü atalarının toprağıdır. Attila İlhan Türkiye’ye dönmeye karar verir. Missakian’ı da getirmek istese de pasaportu olmadığı için getiremez. Sürekli mektuplaşırlar. Sürekli onu getirmek için uğraşsa da başaramaz. Zamanla mektuplar seyrekleşir. Daha sonra Maria’nın bir müzisyenle evlenip çocukları olduğunu, mutsuzluktan alkolik olduğunu öğrenir. Yağmur Kaçağı şiir kitabının içindeki Maria Missakian sayfasını imzalayıp gönderir. Bu son görüşmeleri olur.
MARİA MİSSAİKAN
Yüksekkaldırım'da bir akşam
Maria Missakian'i düşündüm
Eğer kendimi bıraksam
Yağmur olabilirdim yağardım
Kasım'da bir çınar olurdum
Yaprak yaprak dökülürdüm
Kalbimi sıkı tutmasam
Döküp saçıp boşaltsam
İçimde yükselen şiiri
Kaldırımlara döküp harcasam
Gözleri balıkçıl gözleri
Dudaklarında tutup rüzgarı
Maria Missakian adında biri
Gelse göğsüne kapansam
Gece gölgesine sokulsam
Gökyüzünde bulutlar büyüseler
Yağmuru dinlesem anlatsam
Şimşekler kırılıp dökülseler
Bizi sokaklarda bıraksalar
Leylekler üşüyüp gitseler
Dönüp arkalarına bakmadan
Yine akşam oldu Attilâ İlhan
Üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
Belki Paris'te Maria Missakian
Avuçlarında bir çarmıh acısı
Gizlice bir sefalet gecesi
Çocuğunu boğarmış gibi boğup Paris'i
Sana kaçmayı tasarlar her akşam
KAYNAKÇA:
https://www.haberturk.com/yasam/haber/1084484-12-kadin-12-sair-12-hikaye
http://erenlerblogspot.blogspot.com/p/attila-ilhan-maria-missakian-maria.html
İnsan sevdiğini bırakmaz, sevmek bırakır insanı...
YanıtlaSilÇok güzel ve doğru bir söz
SilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil